Koşu tekniği, potansiyel olarak triatlonda başarılı performanısn önemli bir parçasıdır. Koşarken kullanılan hareket biçiminden (pattern) bilimsel olarak koşu biyomekaniği olarak bahsedilir. Bu biçim, biyolojik kaldraç sistemleri (kemikler, eklemler, kaslar ve sinir sistemi) ile verimli harekete rehberlik eden fiziksel prensipler arasındaki etkileşimi temsil eder.

Koşu Ekonomisinin Önemi Koşu üzerine yapılan bilimsel çalışmalarda uzun süredir devam eden bir fikir, insanların doğal olarak edindikleri hareket biçiminin koşmanın en verimli yolu olduğu ve dolayısıyla değiştirilmemesi gerektiğidir. Bu görüş, adım uzunluğu ve adım sıklığında yapılan değişikliklerin koşu ekonomisi üzerine etkilerini inceleyen ilk araştırmalardan evrilmiştir.

Bu ilk araştırmalar sıklıkla aynı sonuca ulaşmışlardır: adım sıklığını ve uzunluğunu serbestçe (ve doğal olarak) kullanılandan uzaklaştırmak kısa vadede koşunun oksijen maliyetini artırmaktadır, oysa tekniği değiştirmeksizin yapılan tipik antrenmanın kısa vadede oksijen maliyetine etkisi bulunmamaktadır. Bu oksijen maliyeti koşu ekonomisi olarak da bilinir. Bazı araştırmalar koşu ekonomisini koşu performansından sorumlu önde gelen faktörlerden biri olarak ima ettiklerinden, genellikle artan oksijen maliyetinin koşmayı zorlaştıracağı ve performansı aksatacağı varsayımı yapılır. Netice itibariyle koşu ekonomisi üzerine çalışan birçok bilim insanı, koşucuların doğal koşu biçimlerini değiştirmeyi denememelerini önerirler.

Ancak bazı koşu ve triatlon antrenörleri yeni ve gelişmiş bir koşu tekniği veya koşu biyomekaniği yaratmayı denerler, bilhassa koşucular optimumdan daha uzun görünen adımlar atmak için aşırıya kaçtıklarında. İlave antrenör endişeleri arasında fazla kısa adımlar atılması, her ayak desteğinde vücut postürünün kayması, atılan her adımla beraber gereksiz dikey hareket yaratılması, her adımla beraber üst vücudun dönmesi ve kolların (vücut orta çizgisini) aşırı geçmesi, çok fazla veya çok az öne eğilme, her adımda pelvisin dalmasına izin verme, alt sırtın fazla bükülmesi ve kafanın gereksiz derecede oynaması vardır. Tabii ki, antrenörler koşu hareketindeki bir değişikliğin neticesini genellikle bilim adamlarından daha doğrudan ölçerler.

Enerji maliyetini ölçmekten ziyade, antrenörler performansı ölçerler  yani sporcunun belirli bir mesafeyi ne hızda koşabildiğine bakarlar. Ne yazık ki, koçlar tarafından önerilen tipik teknik değişikliklerinden yalnızca birkaçı üzerinde bilimsel olarak çalışılmıştır. Yani bu değişiklikler en iyi ihtimalle teorik kalmaya devam edecekler.

Sonuç olarak, birinin koşma şeklini geliştirmeye çalışma fikri tartışma lıdır ve geniş çapta tartışılmaktadır. Birçok bakış açısı ve yaklaşım mevcuttur. Ancak koşu tekniğini geliştirmek üzerine varolan birçok teoriye ilişkin bazı faydalı bilimsel kanıtlar da mevcuttur. Bunların arasında yer alan poz yöntemi (pose method) üzerine bilimsel çalışmalar yapılmıştır ve umut vadettiği görülmüştür. Bu koşu tekniği yaklaşımı, bir tekerleğin hareketlerine daha çok benzeyen koşu hareketleri yaratarak ileri itiş için yerçekiminin kullanımını en üst düzeye çıkarmaya odaklanır. Son zamanlarda,yeni araştırmalar koşu tekniğini doğal yoldan değiştirebilecek bir mekanizma olarak ayakkabısız koşmayı incelemişlerdir. Böylesine bir yaklaşımın, doğal koşu biyomekanikleriyle ilişkili normal refleksif yanıtları kısıtlayan ağır yastıklı ayakkabılar giyerek koşu hareketlerini değiştirmiş kişilerin doğduklarında sahip oldukları koşu tekniklerini yeniden  denemelerine olanak sağlayacağı düşünülmüştür.

Sportif bir aktivitede birinin hareket şeklini değiştirmenin yaygın olarak kabul edilmiş üç sebebi vardır.

Bunlar:

• Verimi artırmak (daha kolay hareket etmeyi sağlamak)

• Performans kapasitesini artırmak (birisinin daha hızlı, daha uzağa veya daha yükseğe hareket etmesini sağlamak)

• Hareketi devamlı tekrar etmekten meydana gelebilecek sakatlık riskini azaltmak

Koşu tekniği üzerine yapılan geleneksel bilimsel araştırmalar genellikle ilk sebep üzerinde dururlar, ki o da dolaylı yoldandır zira koşu ekonomisini sonuç değişkeni olarak ölçerler. Bilim son zamanlarda koşu tekniğini değiştirmenin hem performans hem de sakatlık önleme faktörlerine etkisini incelemek suretiyle diğer iki sebep üzerinde de durmaya başlamıştır.

Mekanik Verimlilik ve Performans Bir hareketin mekanik verimliliği, belirli bir seviyede mekanik iş çıkışı ortaya koymak için gerekli enerji maliyeti anlamına gelir. Örneğin, daha verimli bir koşucu, az verimli bir koşucuyla kıyasla aynı işi ortaya koymak için daha az enerji harcar. Koşuda bu kavramı ölçmek karmaşıktır çünkü koşudaki mekanik iş miktarını (örneğin güç çıkışını hesaplamak) ölçmek problemli bir hadisedir.

Temel iş formülünü (kuvvet çarpı mesafe) uygulamak kolay değildir zira koşuda ortaya çıkarılan kas kuvveti, doğrudan uzuvlara hareket yaratmak yerine, enerjiyi depolamak ve geri vermek üzere kullanılır. Koşuda, çok yüksek miktarlarda enerji depolanır ve adeta bir lastik bant misali, her adımda elastik bir biçimde kullanılır. Bu şekilde hangi miktarda enerji muhafaza  edildiği ölçülebilir veya bilinir değildir, hatta muhtemelen koşucudan koşucuya değişkenlik gösterir.

Sonuç itibariyle, bir kişinin A noktasından B noktasına ne kadar hızlı koştuğunu ölçmek kolay olsa dahi, bunu yapmak için gereken iş miktarını istikrarlı bir şekilde ölçmek çok sayıda yaklaşım ve formülün varlığına rağmen mümkün değildir. Dolayısıyla, spor bilimcileri koşudaki enerji tüketimini genellikle yalnızca koşudaki oksijen maliyeti üzerinden hesaplarlar ve iki kişi aynı hızda koşarlarken yaptıkları iş miktarının aynı olduğunu varsayarlar. Mekanik verimlilik üzerine çıkarımları (iş kilokalorileri bölü toplam enerji tüketimi kilokalorileri) bu noktadan sonra yaparlar.

Yaygın bir varsayım, iki koşucu aynı hızda koşuyorsa ve biri diğerinden daha az oksijen kullanıyorsa, bu koşucunun diğerinden mekanik olarak daha verimli olduğu yönündedir. Ancak bir diğer olasılık, daha az oksijen kullanan koşucunun daha az mekanik iş yaptığı ve iş-oksijen maliyeti kıyaslaması yapıldığında daha verimli olmamasıdır. Örneğin, oksijen maliyetindeki bu fark antropometriklerden, daha gelişmiş nöromüsküler aktivasyon modellerinden veya antrenman durumundan kaynaklanıyor olabilir, dolayısıyla koşu mekanikleriyle hiç ilgili olmayabilir.

Bu yazı Triatlon Science kitabından alınmıştır.
George M. Dallam, PhD